HACAMAT NEDİR


   Giriş

2.      Hacamatın Tanımı

3.      Hacamatın Tarihçesi

4.      Hacamatın Çeşitleri

5.      Kullanılan Malzemeler

6.      Hacamatın Faydaları

7.      Hacamat Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

8.      Tedavinin Öncesinde ve Sonrasında Yapılması Gerekenler

9.      Hacamatın Uygulandığı Bölgeler

10.  Hacamat Takvimi

11.  Hacamatın İslamiyet’teki Yeri

12.  Klasik Şiir ve Hacamat

13.  Türkiye’de Hacamat Tedavisi

14.  Dünyada Hacamat Tedavisi

15.  Haccamla Görüşme

16.  Sonuç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNDEN BUGÜNE HACAMAT TEDAVİSİ

GİRİŞ

Post modernizmin merceğinde olan geleneksel halk hekimliği uygulamaları, tüm insanlığın faydalanmasına sunulmak  niyetiyle yeniden gündemde yerini almıştır. Geçmişte tıp hekimlerinin (eskiler doktor kelimesi yerine hikmet sahibi anlamına gelen hekim kelimesini kullanırlardı) ulaşamadığı veya sayılarının yeterli olmadığı bölgelerde halk, kendi imkanları, kültürleri ve inanışlarıyla hayat kurtaran, acı ve ağrıları azaltan kendi tedavi yöntemlerini geliştirmiştir. Uygulayıcılarına halk hekimi denen kişilerin gayeleri asla modern tıbbın yerini almak değildir. Tercih edilir olmalarının sebepleri; kolay iletişim kurabilen, güvenilen ve ortak bir kültürü paylaşabilen insanlar olmalarıdır. Uyguladıkları iyileştirme pratikleri teşhis, tedavi ve koruyucu hekimlik uygulamalarından oluşmaktadır. Hasta olmadan önce alınacak önlemler ve uygulamalarla durumun ağırlaşmasını ve ortaya çıkışını engellemeyi kapsayan koruyucu hekimliğin önemi halen geçerlidir (Şeker,2013). Hacamat tedavisi de geleneksel ve koruyucu tıbba güzel bir örnektir.

HACAMATIN TANIMI

Geleneksel ve koruyucu tıbbın içerisinde yer alan ve günümüzde alternatif bir tedavi yöntemi olarak kabul edilen hacamat tedavisi yeniden ilgi görmeye başlamıştır. Halk hekimliğinde hastalıkların maddi ve manevi sebepleri olduğuna inanılırdı. Kanın kirlenmesi de maddi sebeplere bir örnek olarak gösterilmiş; sağlığın korunup hastalığın tedavisi için kanın temizlenmesi gerektiği düşünülmüştür. Hacamat kelimesinin anlamı Arapça emmek olan "hacm” kökünden  gelmektedir. İngilizcede cupping olarak söylenmektedir. Türkiye’de ise kupa kapatma, kupa çekme, kupa vurma olarak bilinmektedir. Terim olarak ise Uluslararası Kupa Terapisi Sempozyumu Bilim Kurulu şöyle açıklamıştır:

          "Kan dolaşımını arttırmak ve iyileşme sağlamak için bölgesel vakum oluşturmaya dayanan köklü tedavi yöntemine kupa terapisi denir. Hastalıktan kurtulmak veya sağlığı koruma amacıyla atık maddelerin yoğun olarak toplandığı belli noktalardaki tıkanıklık, kılcal damar ve ince damarlardan kirli kanın alındığı yöntem ise yaş kupa terapisi veya hacamat olarak bilinir.”(hacamat.web.tr)

Sağlık Bakanlığı ise tanımı şöyle yapmıştır:

      "Kan dolaşımını arttırmak için bölgesel vakum oluşturmaya dayanan uygulama yöntemine kuru kupa terapisi denir. Bazı rahatsızlıkların önlenmesi ve giderilmesi amacıyla belli vücut noktalarında bölgesel vakum yaparak ve yüzeysel cilt kesikleri oluşturarak kanın alındığı uygulama yöntemine ise yaş kupa terapisi (hacamat)denir.” (www.saglik.gov.tr)

Eski tıp kaynaklarına göre ise:

      "Kupa ve hacamat tedavisi kafada bulunan rahatsız edici maddelerin atılmasını sağlar; bu bölgedeki iltihaplanmayı azaltarak ağrıyı giderir; iştahı açar; hazmı kuvvetlendirir; baş dönmesi ve baygınlığı giderir; akıntıları kurutur; adet kanamalarını düzenler; hastalığın şiddetini azaltır; ağırlığı giderir. Tüm bunlar kupanın kuru veya kanlı olarak uygulanmasıyla mümkündür.” (Chirali’den akt.Kılınç,2015:9)

Terminolojik olarak hacamat yaptırmaya ihticam; meslek olarak yapan erkeğe haccam, kadına haccame denir. Bu iş için kullanılan alete de mihcem ya da mihceme denir.(Şeker,2013:162)

HACAMATIN TARİHÇESİ

İlk çağlardan beri uygulanan bir tedavi olduğu tahmin edilen hacamat, 5000 yıldan daha eskiye dayanmaktadır. İlk kez nerede, ne zaman ve kimler tarafından uygulandığı tam olarak bilinmemektedir. Arkeolojik kalıntılardan elde edilenlerden Mezopotamya’daki tedavi yöntemleri arasında kan alma yoluyla hacamat yapıldığı öğrenilmiştir. Hacamat ve kupa uygulamalarıyla ilgili ilk yazılı kaynak M.Ö 1550 yılında yazıldığı sanılan Ebers Papirüsü’dür. Bu el yazmasında Mısır’daki tıbbi bilgilerin oldukça gelişmiş olduğundan, kan alma ve kupa tedavilerinden de bahsedilmiştir (Bondok’tan akt.Kılınç,2015:8). Bu dönemde kupa olarak boynuz, bambu, seramik ve cam kullanılmıştır (Şeker,2013:163).

Hacamat tedavisi yoğun olarak Yunan toplumu tarafından da uygulanmıştır. Hipokrat, Corpus isimli kitabında kan alma işlemini bir tedavi yöntemi olarak kullandığından; ıslak ve kuru kupa olmak üzere iki çeşidi olduğundan bahsetmiştir. Hipokrat’ın "Dört Unsur Teorisi” (Humoral Patoloji) veya "Hıltlar Teorisi”ne göre (Osmanlıda Anasır-ı Erbaa denirdi); insan bedeninde dört temel sıvı kan, balgam, sevda (kara safra) ve safra (sarı safra) bulunmaktadır. Bu dört temel unsur hava, su, toprak ve ateşin insan bedenindeki karşılıklarıdır. Teoriye göre; insanın yiyip içtikleri bu dört temel sıvıya dönüşmektedir. Yani besinlerin sindirilmesiyle karaciğerde safra, dalakta sevda, beyinde balgam toplanarak kana karışıp tüm bedene dağılmaktadır. Her kişininki kendine özeldir. Bu vücut sıvılarının dengeli dağılımı sağlığı, dengesiz dağılımı ise hastalığa yorumlanmaktadır. Bu nedenle; hastalıkların tedavisi için vücutta fazla olan sıvıların boşaltılması yoluna gidilmektedir. Çeşitli boşaltım ve arınma yöntemlerinden en etkili olarak kirli kanı alma yöntemi olan hacamat görülmüştür (https://tr.m.wikipedia.org). Kan alma yoluyla vücuttan atılan madde, vücut tarafından istenmeyen, fazlalık ve pis sıvıları temsil etmektedir (Greenstone’dan akt.Kılınç:7).

Hacamat uygulaması; Yunan ve Roma toplumlarından İskenderiye’ye, Bizans, Arap Yarımadası ve İran’a ulaşmıştır. O dönemlerde ise bronz ve metal kupalardan da faydalanılmıştır. Hz Muhammed’in hastalıkların tedavisi için kendisinin uygulayıp tavsiye etmesiyle de hacamat İslam dünyasında kabul gören bir uygulama haline gelmiştir. Hacamat geleneğinin Osmanlı tıbbında yaygın olmasının nedeni ise Osmanlı tıbbının, tedavi ağırlıklı olarak bedende biriken ve atılmadığında hastalık yapan zararlı maddelerin uzaklaştırılması esasına göre temellendirilmiş olmasıdır (Köşe’den akt.Şeker:14/422).

HACAMATIN ÇEŞİTLERİ

Hacamat; ihtiyaca göre sebebi belli bir hastalığın tedavisi için yapıldığı gibi, kan fazlalığının vücutta meydana getirdiği rahatsızlıkları gidermek için de kullanılır. Kuru ya da kansız ile kanlı olmak üzere iki türlü uygulanmaktadır.

Kuru hacamat; sırta şişe çekmek, şişe vurmak veya şişe kapamak olarak bilinmektedir. İçerisinde çakmakla tutuşturulmuş alkollü veya ispirtolu pamuk parçası bulunan hacamat şişeleri oturan veya yüzükoyun yatan hastanın derisi üzerine yapıştırılmaktadır. Şişe yerine bardak, kupa da tercih edilmektedir. Uygulanan şişenin içindeki yanma bittikten sonra vücuttaki kan şişenin altında kalan deri parçasına hücum ederek önce kızarıklık sonra morarma meydana getirmektedir. Deri üzerine yapıştırılan şişeler 2-3 dakika sonra kenardan parmakla bastırılarak kaldırılmaktadır. Bu usulle kan derinlerdeki organlardan deri üzerine çekilerek iç organlar kan hücumundan korunmuş olmaktadır (Üçer’den akt.Şar,yıl:1168). Diğer amacı ise vücudun o kısmını ısıtmak veya özellikle bazı cilt hastalıklarında derideki kan deveranını arttırarak tedaviye katkıda bulunmaktır (Köşe’den akt.Akdağ,2014:170). Kupaların izi sağlıklı insanlarda düzgün pembeleşmekte ve kısa sürede dağılmaktadır. Düzgün morluklar kandaki toksik maddenin fazlalığını, düzgün olmayan benekli morluklar ise ince damarlardaki yeni oluşmuş tıkanıklığı göstermektedir. Vücutta hiç iz kalmaz ise bölgede kan dolaşımının zor olduğunu belirtmektedir. Bu da bölgeye bağlı olan organlar besin ve oksijen yetmezliğiyle karşılaşmış demektir. Bu tıkanıklığı açabilmek için sıkça banyo yapmak, kese yapmak, kaplıcaya gitmek, banyodan sonra çörekotu yağı veya terebentin yağı ile karışık zeytinyağı, veya sirke ya da acı kavun suyu ile vücuda masaj yapmak gerekmektedir. Bundan sonra kupa yoluyla hacamat yapılabilmektedir. Akut hastalıkların şiddeti azaldığında ve ateş inmeye başladığında da kuru kupa kapatmakta fayda vardır (Salih,2007).  Anadolu halk hekimliğinde üşütmeye bağlı yorgunluk ve halsizlikte, kas ağrılarında, boyun tutulmasında, öksürükte, kas kireçlenmesinde olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için uygulanan ve çok da tercih edilen bir tedavi şekli olmuştur (Kılınç,2015).

Bir diğer yöntem ise deri üzeri çizilerek kan çıkartılan kanlı hacamattır. İspirtolu pamuk yakılarak kupanın oksijenli havası boşaltılmakta ve bedenin kan alınacak bölgesine kapatılarak havasız bırakılıp uyuşturulmaktadır. Atardamar ve toplardamarın olmadığı aynı yere, jilet veya neşterle, et ile deri arasına 2 veya 3 milim boylamasına yüzeysel çizikler atılmaktadır. Kesiklerden kan çıkışı ancak kupanın tekrar kapatılmasına bağlı olarak vakum etkisiyle gerçekleşmektedir, yani kesikler kendiliğinden kanayacak kadar derin değildir. Sonra havası alınmış kupa neşterle çizilen yere tekrar uygulanmaktadır. Kılcal damarlardan gelen koyu ve kirli kan kupanın içine doğru aktıktan 2-3 dakika sonra kupalar çıkarılıp içindeki kan bir torbaya dökülmektedir. Aynı bölgede tekrar kesi yapılıp tekrar kupa kapatılmaktadır. 2-3 dakika sonra kupalar alınmakta ve son kez boş kupa kapatılmaktadır. Yani bu son seferde kesi yapılmamaktadır. Bu işlemin de genellikle 3 defa tekrarlandığı anlaşılmıştır.

Halk hekimliğinde hacamat uygulaması bölgeden bölgeye bazı farklılıklar gösterebilmektedir. Hacamat sırasında alınan kanın ilk kupadan sonra azaldığı sadece kirli kanın vücuttan atıldığı söylenmektedir. İkinci ve üçüncüden sonra kanın renginin açıldığı fark edilmiştir. Tedavi yaklaşık 20-25 dakikayı kapsamaktadır. Bir kupa ile en fazla 25gr kan alındığı, ortalama 300-350gr kan çıkarıldığı öğrenilmiştir. İşlem, özellikle ağrı, sızı veya hastalık olan organa yakın yerlere yapılmaktadır. Uygulamanın profesyonel eğitim almış uzmanlar tarafından yapılması sağlık açısından önemlidir (Şeker,2013;Şar,yıl;Kılınç,2015). Üçer’in halk tedavilerini anlatan makalesinde, hacamat tedavisinin daha çok sıcak iklimlerde uygulanan bir halk tedavisi olduğundan bahsedilmiştir. Sıcak iklim şartlarının olmadığı yerlerde ise uygulama hamam veya banyolardan sonra önerilmiştir. Böylece sıcağın etkisi ile kanın cilt yüzeyine yaklaşmasıyla vücut temizliğinin daha etkili olduğuna inanılmıştır (Üçer’den akt.Kılınç,2015:29). Kupa, şişe veya bardakla yapılan kanlı hacamatın damardan kan alma yönteminden farklı olduğunu da unutmamak lazımdır. Hacamat tedavisinde vücuttaki kirli kan alınırken damardan alınan kan ise temiz kandır.

KULLANILAN MALZEMELER

Cam kupaların masraflı olması, kolay kırılması gibi sebeplerden dolayı günümüzde plastik veya silikon kupalar daha fazla tercih edilmeye başlanmıştır. Günümüzde daha çok jiletle yapılan hacamat eskiden de neşter veya hacamat aleti ile yapılırdı. Bu alet dikdörtgen prizması şeklinde olup içerisinde yandan basılan düğmeye bağlı yayla hareket eden 3-5-7 küçük dişleri olan bıçakları vardı. Deriye aletin kaç bıçaklı yüzü geldiyse o kadar çizgi çizmekteydi. Bu konuda bir hadiste Cabirb.Abdullah: "Tedavide kullandığınız ilaçların herhangi birisinde hayır varsa/olacaksa bu kan aldırmak için neşter vurmaktır” diyerek hacamatın o dönemde neşter ile yapıldığını ifade etmiştir (İbn Hacer’den akt.Şeker,2013:175).

HACAMATIN FAYDALARI

Vücuttaki kirli kanı aldırmanın pek çok faydası bulunmaktadır. Hastalıklara karşı önlem amacıyla yapılabileceği gibi bazı hastalıkların tedavisi için de yapılabildiğini unutmamakta fayda vardır. Karabulut’a (2006) göre: "İslam tıbbında (Tıbb-ı Nebevi) iki omuz başı arasından kan aldırmak; omuz ve boğaz ağrılarına, omuzdaki şahdamarı kollarından olan damarlardan kan aldırmak; baş, diş ,kulak, burun, boğaz ve göz ağrılarına, çene altından kan aldırmak; yüz, diş ve boğaz ağrılarına, ayak üzerinden kan aldırmak; uyluklar ve bacaklardaki yaralara, adet kanının kesilmesine, göğsün altından kan aldırmak; uyluk çıbanlarına, uylukta meydana gelen kaşıntı ve sivilcelere, mafsal ağrılarına, basura, sırttaki kaşıntılara, koldaki damarlardan olan basilik damarından kan aldırmak; karaciğer ve dalaktaki hararetin giderilmesine ve bunlarda kan çoğalmasından meydana gelen şişliklere, karındaki ağrı ve sancılara, koldaki atardamardan kan aldırmak; vücutta kanın çoğalması ve bozulmasından dolayı meydana gelen hastalıklara, boyundaki şah damarından kan aldırmak, dalak ağrısı, nefes darlığı ve alında meydana gelen ağrılara karşı faydalı olduğu belirtmiştir. Beyin rahatsızlıklarında baştaki damardan, göğüs hastalığı için akciğerle ilgili damardan, siyatik ve eklem ağrıları için siyatik damarından, adet kanamasını söktürmek için ayak parmaklarından kan aldırmak gerektiğini vurgulamıştır.”

Eskiden yeni doğan bebeğe kuyruk sokumundan hacamat yapılmıştır. Bu yöntemle doğumda oluşabilen beyin ödemleri omurganın sıvı dolaşımına çekilerek, beynin çalışmasına rahatlık sağlanmıştır (Salih,2007). Hacamat aynı zamanda bağışıklık sistemini kuvvetlendirmekte, vücuda direnç kazandırmakta, kan üretiminden sorumlu organları uyarmakta, kan ve dokulardaki gaz ve toksinleri atmakta, ödemleri çözmekte, beyin fonksiyonlarını canlandırmakta, ağrıları giderip hastalıkları önlemektedir (www.hacamat.net).

Ayrıca depresyon tedavisinde kanın temizlenmesiyle olumlu sonuçların alındığı da bilinmektedir (Salih’den akt.Şeker,2013:183-184). Belki de en önemli yararlarından bir diğeri de vücuttaki kirli kanın alınmasıyla kandaki toksinler, kolesterol ve kullanılan ilaçlardan dolayı kanda bulunan ve kişiye zarar veren maddeler, tehlikesiz bir şekilde vücuttan uzaklaştırılmış olmaktadır. Kronikleşmiş migren, tansiyon, romatizma, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, el ve ayak üşümesi, şeker hastalığı, karaciğer yetersizliği ve böbrek hastalığı gibi pek çok hastalıkta da faydalarını görmek mümkündür. Salih’e (2007) göre: "Araştırmalar sonucunda hacamat yoluyla vücuttaki kirli kan alınınca, hastaların beyinlerinden geçen kan akışının hızlandığı, kandaki alyuvar yoğunluğunun azaldığı, hemoglobin seviyesinin düştüğü, böylece kalbin beyne daha rahat pompalama yaptığı; kan akışının hızlanmasıyla insanın ataklığının da fark edilir derecede arttığını tespit etmiştir.”

İlk yardım vakalarında da hacamat tedavisinden yararlanıldığını göz ardı edemeyiz. Örneğin; Diyarbakır bölgesinde yılan sokması gibi zehirlenmeler karşısında,  sokulan yerin biraz üstünden bağlanıp, bıçakla kesi yapılmakta ve bu bölgeden bolca kan akıtılmaktadır. Ardından kesi yapılan yer üzerine kupa kapatılarak hacamat uygulanıp dağlama yapılmaktadır (Değer ve Beysanoğlu’dan akt.Kılınç,2015:30).

HACAMAT TEDAVİSİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Normal şartlarda kurallara uygun yapıldığı takdirde hacamatın hiçbir zararının veya yan etkisinin olmadığı söylenmektedir. Ancak, yine de uygularken dikkat edilmesi gereken noktalar ve alınması gereken tedbirler vardır. Hacamat yaptırmaya engel bir durum var mı diye bir hekime muayene olunmalı, vücut kan seviyesinin tedaviye elverişli olup olmadığı öğrenilmeli ve alınacak tavsiye üzerine yaptırılmalıdır. Uygulama esnasında ortamın, uygulanacak bölgenin ve kullanılacak aletlerin hijyenine dikkat edilmelidir. Hijyene dikkat edilmediğinde hepatit B, HIV gibi hastalıkların kişilere bulaşabileceği de bir gerçektir. Alınacak kanın miktarı  da hekimin uygun gördüğü ölçüde olmalıdır. Aksi takdirde kan kaybı, bitkinlik, yorgunluk, unutkanlık ve hafıza kaybı gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilir (Şeker,2013:179).

Hacamat yaptırması riskli grupta olanları da şöyle sıralayabiliriz: hamileler, lohusalar, 60 yaş üzeri olup hayatında hiç bu uygulamayı yaptırmamış olanlar, adet dönemindeki kadınlar, 1 yaşından küçük çocuklar, ileri derecede halsizliği olanlar, anemisi olanlar, aktif hemoroid hastası olanlar, protein eksikliğine bağlı ödemi olanlar, bulaşıcı hastalık taşıyanlar, demir eksikliği ve tansiyon düşüklüğü olanlar, beslenme problemi olanlar, çok zayıf olanlar. Salih’in (2007) şu ifadesini aktarmakta fayda vardır: "Doğum yapan ve düzenli bir şekilde adet gören sağlıklı kadınların hacamata ihtiyacı yoktur. Eskiden, sürekli savaşmak ve avlanmak durumunda olan sağlıklı erkekler de hacamata muhtaç değildi. Çünkü çoğu zaman savaşlarda kan kaybeder ve sık sık aç kalırlardı. Bugün de, çok oruç tutan, az yiyen ve yeterli miktarda çiğ meyve ve sebze tüketen sağlıklı erkeklerin hacamata ihtiyacı yoktur. Fakat zamanımızın kadın ve erkeklerinin çoğunluğu tatlı, tuzlu, bol yağlı ve katkılı hazır yemekleri karıştırarak, üstelik de günde 3-4 öğün yedikleri için hacamata büyük ihtiyaç duyarlar.”

TEDAVİNİN ÖNCESİNDE VE SONRASINDA YAPILMASI GEREKENLER

Hekim görüşü alınıp gerekli koşullar sağlandıktan sonra hastanın hacamat tedavisinin öncesinde ve sonrasında yerine getirmesi gereken birtakım şartlar vardır. Hacamatın yapılacağı günden önceki gün hayvansal gıdaların alınmaması, süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, tuzun azaltılması, güç gerektiren eylemlerden kaçınılması, cinsel perhiz uygulanması; uygulamanın yapıldığı gün sıcak banyo yapılmaması; işlem bittikten sonra birkaç saat içinde bir şey yenilmemesi, havuza girilmemesi; işlemin yapıldığı gün aşırı su içilmemesi, çay, kahve tüketiminin azaltılması, acı ve ekşiden kaçınılması, aç karnına ve sabah yaptırılması gibi tedbirlerin alınması lüzumlu görülmüştür (www.hacamat.web.tr).

Salih’e (2007) göre, ”Hacamat bittikten sonra kesiklere dokunmadan, kanın durmasını beklemek gerekir. Kanı silmeye, kesiklere antiseptik kullanmaya, merhem sürmeye veya bantlamaya gerek yoktur. Kesikler üzerinde kandan oluşmuş kabukları kurcalayarak enfeksiyona yol açmamak gerekir.” Konuyla ilgili Hz.Muhammed’in hadisi şöyledir: "Hacamatı aç karnına yaptırmak daha faydalıdır. Aklın çalışmasını ve hafıza gücünü arttırır. Hafız olanın da hıfzetme kabiliyetini kuvvetlendirir. Artık kim hacamat yaptırmak isterse Allah’ın ismini anarak Perşembe günü hacamat yaptırsın.” (Şeker,2013:169)

HACAMATIN UYGULANDIĞI BÖLGELER

Hangi bölgelere hacamat uygulanır sorusuna; kafanın arka kısmı, ense çukurunun altı (boyun), kulak altı ve biraz arkası, omuzlar, kürek kemikleri arası orta-üst kısmı, kürek kemikleri altı, bel, kuyruk sokumu, diz bölgesi, dizin üst ve alt kısımları, baldırın arka kısmı, ayak bileğinin dış ve iç kısmı denebilir (Salih,2007).

HACAMAT TAKVİMİ

Normal şartlarda hacamatın uygulanması için en doğru zamanın dolunayın hareketine göre belirlendiğinden söz edilmiştir. Her kameri ayın ikinci haftasından sonraki günler olarak hesaplanmıştır. Rivayete göre kameri takvime göre her ayın 17, 19, 21 ve 23. günleri ile  Pazartesi, Salı ve Perşembe günlerinin tavsiye edildiği tespit edilmiştir. Hz.Muhammed’in  şöyle söylediği ifade edilmiştir: "Kim hacamat yaptırmak isterse, ayın 17, 19 veya 21’ini kollasın. Sakın, kan fazlalaşmak suretiyle birinize galebe çalıp onu öldürmesin” (Canan’dan akt.Şeker,2013:177). İlgili hadiste zamanlamaya dikkat edilmediğinde olumsuz sonuçlarla karşılaşılabileceğinden bahsedilmiştir. Söz konusu zaman dilimlerinin dolunayın hareketiyle ilgisi kurularak bu durumun insan vücudundaki kan hareketlerini etkilediği ifade edilmektedir (Canan’dan akt.Şeker,2013:177). Hz.Muhammed’in kan aldırmanın zamanı ile ilgili  olarak: "Kim ayın onyedisinde, ondokuzunda ve yirmibirinde hacamat olursa her hastalığa karşı şifa bulur”, "Kimin hacamatı ayın onyedi salısına rastlarsa, sakın hacamat olmayı ihmal etmesin” diye buyurdukları rivayet edilmektedir (Canan’dan akt.Akdağ,2014:171). Kan aldırmanın bu günlerde yapılmasına ilişkin İbn-i Sina şöyle söylemiştir:

      "Ayın ilk ve son birkaç günü hacamat yapılmamalıdır. İlk birkaç günde hıltları faaliyete geçirmek zordur. Bunun yanı sıra, son birkaç günde hıltların faaliyetinde bir hayli azalma vardır. Böylece hacamatın ay ortasında yapılması en iyisidir. O zaman ay dolunay durumunda olduğundan, hıltların gerilim ve faaliyeti dikkati çeker. Dolunayın etkisi o kadar büyüktür ki, beyin bile kafatası içinde şişer ve nehirlerdeki ve kanallardaki su, onun (Ay) med cezir etkisiyle yükselir.”(İbn-i Sina’dan akt.Akdağ,2014:171).

Hastalık ve sağlık belirtisi olan durumlarda gün ve saat gözetilmeden hacamatın her zaman uygulanabileceğini, Hz.Muhammed’in Veda haccında bacağındaki rahatsızlıktan dolayı deve üzerinde ve ihramlı olduğu halde hekim çağırarak hacamat yaptırmasından anlayabiliriz (Şeker,2013).

HACAMATIN İSLAMİYET’TEKİ YERİ

Son yıllarda hacamat tedavisinin yeniden uygulanır olmasındaki manevi sebep belki de Hz.Muhammed’in sağlıkla ilgili hadislerini dikkate alan İslam tıbbıdır. Bu yöntemi kendisinin uygulayıp tavsiye etmesi de manevi yönünü biraz daha arttırmıştır. Konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: "Bu nedir biliyor musun? Bu hacamattır. Bu sizin başvurduğunuz tedavi yollarının en hayırlısıdır”(Canan’dan akt.Akdağ,2014:171). Yine başka bir yerde hacamatın faydasını şöyle ifade etmiştir: "Haccam ne iyi kuldur; kanı giderir, beli hafifletir, gözü parlatır” (Canan’dan akt.Akdağ,2014:171).

Hacamatın tedavi edici özelliğinin yanında koruyucu bir tedbir olma niteliğini de İslam tarihinde koruyucu hekimlik uygulamalarını ilk uygulayan olarak kabul edilen Hz.Muhammed’in öğütlerinden anlayabiliriz. İslam dinine göre sağlıklı olmak, gerekli tedbirleri almak insanın kendi sorumluluğudur. Hz.Muhammed hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetinin bilinmesini buyurmuştur. Beden, çevre, yiyecek, içecek temizliğine hassasiyeti hadislerinden anlaşılmaktadır. İslamiyet öncesinde Arap toplumunda da kullanıldığı söylenen hacamat tedavisini Hz.Muhammed’in eski gelenekten öğrenmiş olması ihtimalini gündeme getirmiştir. Bir diğer rivayet ise Miraç sırasında melekler tarafından kendisine tavsiye edildiğidir. Bu gibi görüş farklılıkları bu tedavinin önemini ve maneviyatını yok etmez. Konuyla ilgili hadis şöyledir: "Miraç gecesi, hangi melek topluluğuna rastladıysam onlar bana; "Ey Muhammed kan aldırmaya (hacamata) devam et ve ümmetine de bunu emret” diyorlardı”. Buradan anlaşılacağı üzere Allah tarafından melekler aracılığıyla tavsiye edilmesi bu yöntemin değerinin ve sağlık açısından öneminin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir (Şeker,2013).

Yine başka bir hadiste kendisinin hacamat yapan kişiye emeğine karşılık o günün şartlarına karşılık buğday ve hurma verdiği ve o dönemde bazılarının geçim kaynağı olduğu belirtilmiştir. Günümüzde de ülkemizde ve dünyanın çeşitli bölgelerinde hacamat tedavisinin karşılığında ücret alındığı bilinmektedir. Bilimin ve aklın verileriyle örtüşen İslam dininin bu tedavi metoduna verdiği önem sözü edilen hadislerden açık bir şekilde anlaşılmıştır.

KLASİK ŞİİR VE HACAMAT

Geleneksel tıpta bir tedavi metodu olarak kullanılan hacamat, klasik şairler tarafından da şiire konu edilmiştir. Bu konuyu çeşitli örneklerle açıklayabiliriz. İlk olarak Şeyh Galip beyitinde vücudun hararetinin artması sonucu ortaya çıkan bir hastalık olan hummanın tedavisi için kan aldırmanın önemine şöyle değinmiştir: Kimi dedi işte derd-i humma/ Fasd eylemince böyledir ha (Hüsn ü Aşk, 1207.beyit). Türkçesi ise : Kimisi, işte humma hastalığı! Kan aldırmayınca böyle olur, dedi (Karabulut’dan akt.Akdağ,2014:173).

Şişe çekmek şiirlerde hem sağlığın korunması için bir tedavi yöntemi hem de şarap için kullanılmıştır. Hayali’nin beyitinde : Sıhhat istersen sakın çekme tabibin şerbetin/Mihnet-i gam derdine gayet devadır şişe çek (Hayali,G.295/2). Türkçesi de şöyledir: Sağlığına kavuşmak istersen sakın hekimin verdiği şuruptan içme./ Gam sıkıntısının derdine en iyi ilaç içki içmektir/kan aldırmaktır (Kemikli’den akt.Akdağ,2014.173). Burada hekimin verdiği şurubun gam derdine etki etmeyeceği vurgulanmış ve bu derdin çaresinin şarap içmek, kan aldırmak olduğu anlatılmıştır.

Hem şair hem de hekim olarak bilinen Ahmedi bir beyitinde vücudun belli bir bölgesindeki kanın toplanması durumunda neler yapılabileceğini anlatmıştır. Ahmedi kendini şöyle ifade etmiş: N’ola urur-ısa gamzen yüregüme neşter/ Dem imtilalasına çare hacamat-ıla-durur (Ahmedi,G.175/6). Türkçesi ise: Bakışın yüreğime neşter vurursa şaşılmamalı. Çünkü kanın toplanmasına çare, kan aldırmaktır. Şair burada yüreğine biriken kanı sevgilinin bakışlarıyla hacamat yapmaktan bahseder; çünkü, sevgilinin bakışları neşter gibidir. Beyitte geçen gönül kanı; üzüntü ve keder anlamında kullanılmıştır (Akdağ,2014:176).

Klasik şiirde tabiat kavramları kullanılarak birçok benzetme yapılmıştır. En çok bahsedilen konular; bahar mevsimi, havanın ısınması, tabiatın canlanması, çiçeklerin açması vb. Doğadaki bu canlanma ve değişiklikler, insanın karakterini, ruhunu ve psikolojisini de etkilemiştir. Ahmet Talat Onay’ın (Onay’dan.akt.Akdağ,2014:178) şu ifadesini aktarmakta fayda vardır: "Baharda vücuttaki kan dolaşımının değişmeye başladığını, kanın beyindeki akıl hücresine fazla hücum etmesiyle insanda cinnetin meydana geldiğini, bunun için eski tıpta mayıs ayında kiraz çıkmadan evvel kan aldırmanın birçok hastalığı önleyip hastalığa sebep olan maddeleri vücuttan attığını söyler”. Bunu daha iyi anlamak için Müniri’nin baharın başlangıcı olarak kabul edilen nevruzla ilgili beyitini inceleyelim: İrişdi çün dem-i nev-ruz şahid-i gülden/ Diler ki fasd ide bes çekdi niter nergis (Müniri,K.16/14). Türkçesi ise: Nevruz vakti geldi. Nergis, kırmızı gülden kan almak istediği için neşter çekti. Burada şair nevruz geldiğinde kan aldırmak gerektiğini söyler. Şair, hacamatçı görevini baharın ilk açılan çiçeği nergise verir. Nergis de gülden kan almak için neşter çeker (Akdağ,2014:180).

Klasik şiirde bir diğer üzerinde durulan konu da adalettir. Şairler, padişah veya bir devlet adamında olması gereken önemli özelliklerden birinin de adalet olduğundan bahsedip, bu özelliği taşıyan kişileri de kasidelerinde övmüşlerdir. Nefi’nin kasidesine bir göz atalım: Ne cani var  ki zamanında kimsenin döke kan/ Meger ki sıhhat-ı cism-i  alil içün fassad (Nef’i,K.30/41). Türkçesi ise: onun zamanında hasta canın sağlığı için fassadın akıttığı dışında kimsenin kanını dökecek bir gaddar yoktur. Burada bahsedilen Veziriazam Nasuh Paşa’dır. Onun adaleti sayesinde memlekette düzen kurulmuş, hacamatçının dışında kimsenin kan dökmediği anlatılmıştır (Akdağ,2014:181).

Klasik şiire konu olan diğer mevzu ise berberlerin hacamat görevi. Eski zamanlarda berberler tıraş, diş çekiminin dışında şişe çekme yöntemiyle kan almaktaydı. Bosnalı Sabit’in beyitinde şöyle geçer: Mübtelanun çoğını sindürdi/ Kimi şişe kimi diş çekdürdi (Berber-name, Gürbüz’den akt.Akdağ,2014:183). Türkçesi ise: Kendisine düşkünlerin çoğunu yatıştırdı. Onların kimi şişe, kimisi diş çektirdi. Klasik şiir örneklerinden de anlaşılacağı üzere hacamat tedavisi, kullanılan aletler ve uygulayıcıları beyitlere edebi malzeme olmuştur.

 

 

TÜRKİYE’DE HACAMAT TEDAVİSİ

Anadolu’da binlerce yıldır uygulanan geleneksel tedavi yöntemi olan hacamatın Türkiye’deki durumunu gözden geçirmekte fayda vardır. Günümüzde adı yeniden gündeme gelirken, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yeniden yapılanma sırasında terk edilmiş, ancak bir halk uygulaması olarak kalmıştır. O dönemde uygulayanlar hacamatçılar, hamam natırları, berberler ve hasta yakınlarıydı (Boratav,1984). 2000’li yıllarda dini vazifelerin daha rahat yerine getirilmesiyle Hz.Muhammed’in sünneti olarak kabul gören hacamat yaptırmak isteyenlerde artış olmuştur. Hastaların bu tedaviyi dini bir tedavi olarak görmelerinden ötürü maddinin yanında manevi kazançlarının da olduğu anlaşılmıştır. Popülaritesinin artmasına dini alt yapının yanı sıra malzemelerinin kolay ulaşılabilir ve uygulayıcıların hemen hemen her ilde bulunması diyebiliriz. Ayrıca konuyla ilgili pek çok kaynağı, ilgilenenler kitap halinde bulabilir, internetten temin edebilir, videolar izleyebilir, TV programlarından yararlanabilirler. Yakın tarihlerde kurulan hacamat derneklerinde ve merkezlerinde uygulamalar yapılmaya devam edilmekte olup eğitimler düzenlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün  "Geleneksel Tıp Strateji Planlaması”nı 2002’de yayınlanmasıyla Türkiye’de ve dünyada geleneksel ve tamamlayıcı tıp konularına bilimsel ilgi artmıştır. 2008 yılında tüm dünya ülkeleri bu geleneksel tıbbın imkanlarından faydalanmaya çağrılmıştır. 2011 yılında Türkiye’de tamamlayıcı tıp çalışmaları çıkan kanun hükmünde kararname ile yasalaşmıştır. İstanbul Doğal Sağlık Enstitüsü’nün katkılarıyla birçok kurum bu konuda çalışmalar yürütmektedir. 2011 ve 2012 yıllarında düzenlenen Uluslararası Kupa Terapisi Sempozyumu’nda kupa tedavisi olarak da bilinen hacamat ve şişe çekme, bilimsel olarak ele alınmıştır. Bu akademik görüşmelerden elde edilen sonuç, bu geleneksel uygulamanın bilimsel çalışmalarla tamamlayıcı tıp içinde yer alması, uygulamaların ilgili fakültelerde okutulup profesyonel kişilerce yapılmasının desteklenmesidir (www.kupaterapisi.com).

Yine 2011’de Sağlık Bakanlığı’na bağlı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Dairesi  otuzbir geleneksel tıp uygulaması üzerine araştırma yürütmüş ve beş başlık altında toplanmasına karar vermiştir. Halka uygun sağlık hizmeti sunmak gayesiyle 2012 yılında "Geleneksel Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları” hakkında çalıştaylar düzenlenmiştir.

İstanbul Medipol Üniversitesi 2013’te "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi”ni kurmuştur. 27 Ekim 2014’de yayınlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Yönetmeliğine göre kupa ve hacamat tedavisi gibi bir takım halk hekimliğinde uygulaması devam eden tedaviler yasal düzenlemeye tabi tutulmuştur (Ersoy,2014;Kılınç,2015).

Sağlık Bakanlığının öncülüğünde yapılan resmi düzenlemelerden beklenen, günümüzde alternatif tıp kapsamında görülen hacamat, kupa gibi tedavileri uygulayacak kişilerin kendi alanlarında uzmanlaşmaları, işi yapabileceklerine dair belgelere sahip olmaları, oluşabilecek sakıncalı durumların önlenmesi ve daha verimli çalışmaların yapılabilmesidir.

 

 

DÜNYADA HACAMAT TEDAVİSİ

Dünyaya baktığımızda hacamat (dünyada kupa, cupping deniyor) uygulamalarına Asya, Afrika, Avrupa ve Uzak Doğu’daki ülkelerde de ilgi duyulduğunu görüyoruz. İran ve Azerbeycan gibi ülkelerde bu tedavinin klinik ortamında, belgeli, uzman kişilerce yapıldığı öğrenilmiştir (Şeker, 2013). Sudan veya Pakistan’a bakacak olursak; modern tıp imkanlarından yararlanamayan hastalar için kupa tedavisiyle çeşitli hastalıkların teşhis edildiği; ayrıca modern tıbba karşı olan kesimin de görüntüleme cihazlarından radyasyon almak istememelerinden dolayı kupa yönteminin kullanıldığı öğrenilmiştir (www.kupaterapisi.com).

Amerika’da Harvard Tıp Fakültesi ve John Hopkins Tıp Merkezi gibi hastane ve kliniklerde kupa tedavisinin çeşitlerinin kullanıldığı tespit edilmiştir (Kılınç,2015).

Modern tıbbın yanında geleneksel tıbba da oldukça önem veren Çin, 1950’de sağlık sistemine dahil etmiş, tıp fakültelerinde kupa ve hacamata alan ayırmış ve bu alanda bilimsel çalışmalar artmıştır.

1996 yılında Almanya Bilim ve Teknoloji Bakanlığı ile üniversitelerin işbirliği ile hazırlanan rapora göre, ağrı kliniklerinin %77’sinde sülük, kupa ve akupunktur tedavisi uygulanmıştır. Bu tedavileri uygulayanlar ise doktorlar ile lisanslı uygulayıcılar olmuştur.

19. yüzyıla kadar kupa çeşitleriyle tedavi yapan ülke İngiltere olmuştur. "Lancet” adlı bir tıp dergisinin adını kan alma aletlerinden aldığı söylenmiştir. Günümüzde ise bu tedaviye ilgi diğer ülkelere göre daha azdır. Avustralya, Kanada, İsviçre, Fransa, Rusya gibi birçok ülkede kupa tedavileri klinik ve hastanelerde uygulanmaktadır.

Halkın çok ilgi gösterdiği, hükümetin de tam bir tedavi yöntemi olarak kabul ettiği ülke Finlandiya’dır. Konuyla ilgili eğitimler vererek olası yanlışlıkları önlemeye çalışmaktalar ve resmi yollarla da tedaviyi güvence altına alma çalışmaları yapmaktadırlar. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre 1994 yılındaki yasal düzenlemelerle Finlandiyalı hekimler birtakım eğitimler alarak geleneksel tıp uygulayıcısı olabilmektedirler (WHO’dan akt.Kılınç,2015:15). Fin halkı, ıslak ve kuru kupa tedavilerini sauna gibi sıcak ortamlarda uygulamışlardır. Bunun sebebi ise, ısının kan dolaşımını olumlu etkileyerek kirli kanın atılmasını kolaylaştırmasıdır. Bu bölgedeki çoğunluğu kadınlardan oluşan halk hekimlerince nesilden nesile aktarılarak öğrenilmiştir. Uygulama öncesinde kupalar sıcak, sabunlu suda bekletilmiş,  hasta öncesinde yarım saat kadar sıcak ortamda terletilmiş, tedavinin uygulanacağı bölge tespit edilirken yüz ve genital bölgeden kaçınılmış, cilde kupalar uygulanmış, bir süre sonra çıkarılıp jiletle 6-8 yüzeysel çizikler atılmış, yeniden uygulanan kupayla kan dolana kadar beklenip çıkarılmış ve kirli kan atılana kadar tekrarlanmıştır (Kılınç,2015) (www.kupaterapisi.com).

HACCAMLA GÖRÜŞME

Eşimin görevi nedeniyle 2 yıldır Konya’da bulunduğum için ulaşmamın kolay olacağını düşünerek burada halen haccam olarak çalışan adını vermek istemeyen bir erkek uygulayıcı ile yaptığım görüşmeden elde ettiğim bilgiler şöyledir: Uygulayıcı bu mesleğe 1996 yılında kendi isteğiyle başlamış, işin ehli olan kişilerden ders almış, dini bilgisinin de birikimiyle alanında kendi ifadesiyle uzmanlaşmaya başlamıştır. Daha sonraki yıllarda Malezya’dan ve İran’dan Türkiye’ye gelen hocalardan ders görmüş, düzenlenen sempozyumlara katılmış, mesleği icra edenlerden bu sayede haberdar olmuştur. Şu an bu konuyu öğrenmek isteyenlere kendinin de ortak olduğu hacamat merkezinde ücret karşılığında ders vermektedir.

Herhangi bir tıp eğitimi de almadığını, Tıbbi Nebeviyi (İslam tıbbı) kitaplardan okuduğunu söylemiştir. Araştırmamda kullandığım kaynak ve araştırmacılardan haberdar olması ve dünyadaki uygulamalardan bahsetmesi dikkat çeken ayrıntılardır. Tedaviyle ilgili detaylara girmeden önce bu yöntemin hastalıkları tedavi etmekten öte koruyuculuk özelliğinden bahsetmiştir. Hastaların çoğunun hasta olduktan sonra kendisine geldiğini, aslında işin özünün Hz.Muhammed’in öğütlerine göre kişinin hasta olmadan önce bu tedaviyle tanışmasıdır. Eski devirlerde hasta olan kişilerin tek tük, günümüzde ise sağlıklı olan kişilerin tek tük olduğundan bahsetmiştir. Bu bozulmanın sebebini modern tıp uygulamalarının fazlalaşması ve bu uygulamaların insan vücudunda kirliliğe neden olması, doğal olmayan yiyecekler, teknolojik aletlerin artmasıyla insanın çevresini saran olumsuz elektrik gibi maddi koşullara, diğer yandan da manevi kirlilik sonucu toplumun olumsuz etkilenmesine bağlamıştır. Kişinin; ilaçlara mümkün olduğunca az başvurmasını, mizaca uygun beslenmesini, ruh ve bedeni dengede tutan bir yaşam tarzı benimsemesini önermektedir.

Hacamat tedavisinin ilk olarak Asurlular döneminde görüldüğünü söylemiş, İslamiyet öncesinde de Araplar tarafından kullanıldığından bahsetmiştir.

Tedaviden olumlu sonuçlar elde etmek için kişinin bu işe inanarak gelmesi gerektiğini söyleyerek beynin önemine vurgu yapmıştır. Bir de bu tedaviyi merak etmeleri nedeniyle denemek için gelen hastalarda olumlu sonuçlar alınamadığını da belirtmiştir. Şüphe ve belirsizlik duygusunun iyileşme sürecini olumsuz etkilediğini kastetmiştir.

Diğer bir hususun da şifayı tedaviden değil de Allah’tan beklemek olduğunu ifade etmiştir. Yani; uygulamaya başvuran kişinin tedavi öncesinde iyileşmek ya da hastalıklardan korunmak için iyi olacağım, iyileşeceğim diye niyet edip gelmesi önemlidir.

Son yıllarda plastik ve silikon kupaların yaygınlaşmasıyla kendisinin de denediğini ancak hastaların geri bildirimiyle memnun kalınmadığını anlayınca tekrar cama döndüğünü ve her hasta için kullanılan cam kupanın tek kullanımlık olduğunu ve uygulama sonrasında çöpe atıldığını belirtmiştir.

Tedavinin ortalama maliyetini sorduğumda ise kupa başına fiyat istediğini ve hastalığa ve kişiye göre toplam fiyatın değişebileceğini söylemiştir. Tedavi sırasında jilet kullandığını çünkü neştere göre daha ince çizikler atılabildiğini belirtmiştir. Kadınlara uygulama yapan haccamelerin kendi merkezinde çalıştığını; erkeklere ise haccamların işlem yaptığını, daha çok şifa bulmak açısından en uygun mevsimin bahar ayı olduğunu, ama diğer mevsimlerde de tedaviye devam ettiklerini, önemli olanın hicri takvime göre yani hacamat takvimine göre çalıştığını vurgulamıştır.  

Hacamat tedavisiyle tedavi edilen hastalıkları da şöyle sıralamıştır: baş ağrısı, şeker hastalığı, migren, sinüzit, tansiyon, bel fıtığı, boyun fıtığı, unutkanlık, hafıza zayıflığı, Alzheimer, konsantrasyon eksikliği, depresyon, kronik yorgunluk, çok uyuma isteği, halsizlik, kemik erimesi, kireçlenme, mantar, romatizma, Hepatit B, böbrek rahatsızlıkları, sedef, deri hastalıkları, yüksek kolesterol, guatr, astım, yavaş metabolizma, büyü, şizofreni, panik atak, el ve ayak üşümesi, altını ıslatma vb.  

Dikkat edilmesi gerekenlerden bahsederken de gelmeden önce aç olunması, spor yapılmaması, bir gün önceden cinsel ilişkide bulunulmaması, aspirin, vişne suyu, kiraz suyu içilmemesi; uygulama sonrası ise 3-4 saat uyunmaması, spor yapılmaması, cinsel ilişkiye girilmemesi, sıcak duş alınmaması, etli, tuzlu ve acılı yenmemesi gerektiğinin altını çizmiştir.

Son olarak haccamın, kanın mucizevi bir sıvı olduğunu, tüm şifanın kanda bulunduğunu, aynı zamanda tüm hastalıkların da kanda biriktiğini ve bu kanın ancak hacamatla temizlenebileceğini ifade etmesiyle görüşmemi tamamlamış oldum.

 

SONUÇ

Modern tıp hızla ilerlerken modern tıbba başvurup da eski sağlığına kavuşamayanlar, halen modern tıp imkanlarından yeterince yararlanamayanlar, ya da modern tıbbın zararlı olduğunu düşünen belli bir kesim dünyada ve Türkiye’de kültürden kültüre değişen, kuşaktan kuşağa aktarılma metoduyla gelen geleneksel tıbba günümüzde de ilgi göstermektedir. Kültürünü bozmadan yaşayan kesimin, bazen göç etmesiyle, bazen de seyahatler sırasında kentli nüfusun bu yöreleri ziyaretleriyle, internet ve televizyonun yaygın kullanılmasıyla farklı kültür ve inanışlara yer veren programların hazırlanmasıyla, uygulayan kişilerin tavsiyeleriyle günümüzün kent insanı bu tür uygulamalardan haberdar olmaya başlamıştır (Kaplan,2010).

Geleneksel tıp uygulamaları, bir bakıma kültür endüstrisinin sonucu olarak modern teknoloji dünyasına alternatif hale gelmesiyle daha denetimli, daha uzmanlaşmış, daha resmileşmiş olarak yeni bir sektör haline getirilmeye çalışılmaktadır. Modern tıp anlayışı, bedeni bölümlere bölerek incelerken geleneksel tıp insan bedenine bütüncül bir bakış açısıyla  yaklaşmaktadır. Buradan hareketle ülkemizde de eski geleneklerimiz ve dini inançlarımızdan etkilenen uygulamalar ilgili kişilerce yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır. Örfi ve dini yönü olan geleneksel tıp kapsamında ele alınan hacamat, son yıllarda gösterilen ilgi nedeniyle tekrar araştırma konularında yerini almaya başlamıştır. Hastalıkları gelmeden önce önleme özelliği bakımından da koruyucu hekimlik kapsamında da ele alınmaktadır. Kaynaklardan elde edilen bilgilere göre daha usulüne uygun, uzman kişilerce yapıldığı takdirde hiçbir yan etkisinin olmadığı ve doğal bir şifa kaynağı olarak nitelendirilmektedir.

Zamanla kullanılan malzemelerde bazı değişiklikler olsa da geçmişten günümüze tüm dünyada tedavinin aşamalarında benzerlik görülmesi,  coğrafi özelliklere göre çok değişikliğe uğramadığının bir işaretidir.

İslam ülkelerinde sünnet olduğu gerekçesiyle de bu tedaviye başvuran kişilerin manevi unsurlara vurgu yaptığı da görülmektedir.

Ülkemizde Sağlık Bakanlığının kupa ve hacamat tedavileriyle ilgili başlattığı mevzuat çalışmalarıyla bu yöntemin tamamlayıcı tıp içinde yer alacağı anlaşılmıştır. İleriki günlerde konuyla ilgili düzenlemeler, hem uygulayıcılar hem de hastalar ve sağlığını korumak isteyenler tarafından merakla beklenmektedir.

 


 


 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

1.   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                              

© 2012 Konya Terapi | konyaterapi.com | kelebekterapisi.com | akupunkturlife.com | cinseltedavi.net | lineadanismanlik.com | terapiyans.com